Reklam
Reklam
Reklam
Sankibuldum.com

Matbaadan önce ‘hafıza’ vardı!

‘Hafıza sanatı’ geçmiş çağların bilgiyi öğrenme kadar onu saklama yöntemidir de… Hele ki matbaa çağı öncesi ‘idmanlı bir hafızanın yaşamsal önem taşıdığı’ göz önünde tutulduğunda… Frances A. Yates, ‘Hafıza Sanatı’ adlı çalışmasında Antik Yunan, ortaçağ ve Rönesans boyunca ‘hafıza’nın geçirdiği dönüşümü inceliyor…

Reklam
Matbaadan önce ‘hafıza’ vardı!

‘Yer ve ona bağlı imgeleri hafızaya nakşetme yoluyla ezberlemeyi amaçlayan’ bir olgudur ‘hafıza sanatı’. Geçmiş çağların bilgiyi öğrenme kadar onu saklama yöntemidir de. Hele matbaa çağı öncesi ‘idmanlı bir hafızanın yaşamsal önem taşıdığı’ göz önünde tutulduğunda daha böyledir bu’. Antik Yunan, Roma ve Avrupa sanat, edebiyat ve düşünce oluşumunda önemli rol oynayan ve belagatle içli dışlı olan bu sanat, Frances A. Yates’e göre, ‘Avrupa geleneğinin sinir ağı içinde’dir. Antik Yunan’dan Roma’ya, oradan ortaçağ ve Rönesans’a hatta modern bilimin doğuşuna kadar sürekli yorumlanarak güncellenmiştir. Dante, Shakespeare, Bacon, Decartes, Leibniz gibi aktörlerde izlerinin görünmesi bundandır. ‘Hafıza Sanatı’ dönüşüm kabiliyetiyle, sadece ‘bilginin ansiklopedisini ezberleme, dünyayı hafızada yansıtma olmaktan çıkıp yeni bilgiyi keşfetmek amacıyla ansiklopedi ve dünyayı sorgulamanın aracına’ evrilir ve nihayetinde bilimsel yöntemin gelişmesine zemin hazırlar. Bu bağlamda, ‘hafıza sanatı’nı incelemek aslında sanat, düşünce ile bilimin yöntemini de araştırmak anlamına gelir.
Yates ‘Hafıza Sanatı’ adlı çalışmasında ‘hafıza’yı üç temel eşikte irdeliyor. İlkin başlangıca, Antik Yunan’a, şair Simonides’e eğiliyor. Hemen her kavramı bir hikâyeye bağlamakta mahir eski kültür, yine aynı yolu seçiyor. Skopas adında bir soylu, günün birinde evinde seçkinlere bir ziyafet verir. Orada lirik bir şiir okuyan ve ikiz tanrılar Kastor ve Polydeukes’i öven şair Simonides, bu övgüden dolayı ev sahibi tarafından terslenir. O sırada şaire bir haber gelir ve dışarıda iki genç adamın kendisini görmek istediği bildirilir. Şair dışarı çıkınca evin tavanı çöker ve herkes ölür. Kimin kim olduğunu tespit etmek için şairin hafızasına başvurulur. Çünkü şair icat ettiği sanat sebebiyle ‘yerlerin düzeninin şeylerin düzenini muhafaza ettiğini, şeylere dair imgelerin ise kendisine işaret’ olduğu bilgisine sahiptir. Hafıza ilkin locus’u (yer) kaydeder, sonra da onu imgeleştirir. Burada, dikkat çekici olan gözün öne çıkarılmasıdır.
Sonraki çağlarda, Simonides’i yorumlayan Cicero, onun yalnızca ‘hafıza sanatı’nı değil, ‘aynı zamanda görme duyusunun bütün duyular içinde en güçlü olduğunu keşfetmesine’ atıfta bulunarak, görmeyi yüceltir. Bu gerçekliğin felsefesi kadar ontolojisini de oluşturacaktır. Oysa Doğu, görmekten öte duymaya ayarlıdır. Söz görülmez, duyulur ilkin orada. Simonides’in gözün yarattığını ses ile güçlendirip sonra da imgeleştirmesi elbette çok değerli. Yüzyıllar boyu yerler ve imgeleri yapay bir şekilde tekrarlamanın ezbere hizmet ettiği, bilgiyi koruduğu da biliniyor. Ancak asıl olarak, düşünce ve sanata nasıl yaratıcılıkla kaynaklık ettiğine bakmak gerekir. ‘Şeylerin başlangıcını doğal yetenekten alırlarken, hedeflerine nasıl bir disiplinle vardıkları’ daha önemlidir çünkü.
Batı’da ‘yazdığı şiir karşılığında ücret talep eden ilk şair’ olarak da anılan Simonides, bu yönüyle ‘patronaj’a da zemin hazırlar. Ortaçağ ve sonrasının resim, görsel malzeme ve çizimlerle, sanatın değişik alanlarına yaydığı ‘Hafıza Sanatı’ resim, mimari, edebiyat kadar kabaladan doğal büyüye, Çin ve Mısırlıların kullandıkları yazıya değin birçok bağlama da açılır. Dante’den Bruno’ya değin pek çok sima bu süreçte yerini alır.

HAFIZA SANATI Matbaadan önce ‘hafıza’ vardı
Frances A. Yates
Çeviren: Ayşe Deniz Temiz
Metis, 2020
432 sayfa, 58 TL.

Reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ